Artık yazma vakti geldi dedim kendime. Peki bu uzun aradan sonraki postumun konusu ne olmalıydı. Baktım ki herkesin merakı aynı yönde iki çocuklu olmayı merak edenler var. Buyurun bakalım iki çocuklu nasıl olunuyormuş.
En son söyleyeceğimi başta söyleyeyim de 2. yi düşüneneler moralini bozmasın. Çocuklu ve mutluyum işin özünde. Yorgunum, uykusuzum, yine eve tıkıldım, sosyal hayat sıfır... liste uzarken mutluyum ama ben.
Hamilelik dönemi zor geçti. Mert küçüktü. İhtiyaçlarını ben karşılıyordum. Yemek yedirmek, uyutmak, tuvalete götürmek, üst baş değişmek... Hem hamile hem bir afacanın peşinde paytak paytak koşan ben dışarıdan heralde komik görünüyordum . En zoru da Mert i kucaklayabilmekti o dönemde. Çok şükür o dönem geçti. Yiğitim 4. aya yaklaşıyor. Mertimin kıskanma durumları var ama çok normal boyutlarda olacak o kadar.
İkinci çocuk kolay olur derlerdi hep. Kim demişse doğru söylemiş. Daha tecrübeliyim. Yapılan iş aynı aslında birinciyle. Ama anne tecrübeli. Yiğit ağlarken ben de onunla birlikte ağlamıyorum. Biliyorum gazı var ağlayacak ve o gaz çıkacak. Mert de öyle miydi! Ana oğul bir olup ağlıyorduk.
Mert ağladığı sırada birisi benden birşey isterse ertelerdim isteğini. Mert önemliydi. Ağlaması kesilmeliydi. Ha şimdi Yiğit tabi önemli; ama Yiğit ağlarken Mert gelip anne su verer misin dediğinde suyunu veriyorum. Tuvaleti gelmişse, Yiğit i bırakıp O nu klozetine oturtuyorum. Yani kısaca elim ayağım dolanmıyor birbirine. İkinci çocuğa odaklı yaşamıyorum. Dünyam Yiğit e focuslu değil, Mert de var. Birinci çocuk böyle değildi. Umarım anlatabilmişimdir. Focuslanmayınca ikinciye, daha kolay oluyor günlük yaşam. Gece 50.000 kez Yiğit e nefes alıyor mu diye bakmıyorum. Her vıklamasına yanına koşmuyorum. (O vıklamalar ağlamaya dönüşmüyor her seferinde, bebek uyumaya devam ediyor aslında. )Eminim birinci çocukta her anne bunları yapıyordur. Ya da benim gibi pimpirikli her anne.
Çocuk sahibi olduktan sonra herşeye yetişeceğim dürtüsü bende kayboldu. İki çocuklu bir kadının evi dağınık olabilir, akşam yemeğinde ailece kahvaltı da yapılabilir, misafir gelecekse çarşıdan ikram etmeye hazır birşeyler alınabilir, sinemaya gelen filmler kaçırılabilir, arkadaşlarla uzun süre görüşülmeyebilir, yılsonu indirimleri kaçırılabilir, yeni açılan bir yer sonra denenebilir...
Peki bu liste uzarken nasıl oluyor da ben mutlu oluyorum? İşin sırrı o iki çift gözün bana ışıl ışıl bakmasında, postumu yazmaya çalışırken Mert in tepemden inmeyişinde, Yiğit in yatarken başını ve omuzlarını neredeyse belden yukarısını kaldırarak beni kucağına al diyen bakışlarında, Mert in anne heni kok heviyoyum deyişinde, Yiğit in gaz çıkardığındaki benim rahatlayışımda, Mert in evin içinde ben abiyim diyerek horoz gibi gezişinde, yemek yaparken Mert in sandalyeyi tezgaha çekip anne ben asçı oldum deyişinde, Mert in bir iş becerdiyse gözlerinin içinin muzur muzur gülüşünde, Yiğit in banyo yaparken yıkanmamak için direnişinde; minik elleriyle küvetinin kenarını sımsıkı tutuşunda, pazar sabahları beraberce hazırladığımız geniş kahvaltılarımızda, Mert in akşamları babasıyla salonun ortasında boğuşmasında, gecenin bir yarısında anneeedim bana bibevonda hüt yapar mısın seslenişinde, sabahları yanıma koşup yorgan maceraları oynayalım mı deyişinde.... ve bu liste diğerinden daha uzun olarak uzayıp gidiyor.
Uzun lafın kısası çocuklu ve mutluyum. Şükürler olsun bu günümüze.
En son söyleyeceğimi başta söyleyeyim de 2. yi düşüneneler moralini bozmasın. Çocuklu ve mutluyum işin özünde. Yorgunum, uykusuzum, yine eve tıkıldım, sosyal hayat sıfır... liste uzarken mutluyum ama ben.
Hamilelik dönemi zor geçti. Mert küçüktü. İhtiyaçlarını ben karşılıyordum. Yemek yedirmek, uyutmak, tuvalete götürmek, üst baş değişmek... Hem hamile hem bir afacanın peşinde paytak paytak koşan ben dışarıdan heralde komik görünüyordum . En zoru da Mert i kucaklayabilmekti o dönemde. Çok şükür o dönem geçti. Yiğitim 4. aya yaklaşıyor. Mertimin kıskanma durumları var ama çok normal boyutlarda olacak o kadar.
İkinci çocuk kolay olur derlerdi hep. Kim demişse doğru söylemiş. Daha tecrübeliyim. Yapılan iş aynı aslında birinciyle. Ama anne tecrübeli. Yiğit ağlarken ben de onunla birlikte ağlamıyorum. Biliyorum gazı var ağlayacak ve o gaz çıkacak. Mert de öyle miydi! Ana oğul bir olup ağlıyorduk.
Mert ağladığı sırada birisi benden birşey isterse ertelerdim isteğini. Mert önemliydi. Ağlaması kesilmeliydi. Ha şimdi Yiğit tabi önemli; ama Yiğit ağlarken Mert gelip anne su verer misin dediğinde suyunu veriyorum. Tuvaleti gelmişse, Yiğit i bırakıp O nu klozetine oturtuyorum. Yani kısaca elim ayağım dolanmıyor birbirine. İkinci çocuğa odaklı yaşamıyorum. Dünyam Yiğit e focuslu değil, Mert de var. Birinci çocuk böyle değildi. Umarım anlatabilmişimdir. Focuslanmayınca ikinciye, daha kolay oluyor günlük yaşam. Gece 50.000 kez Yiğit e nefes alıyor mu diye bakmıyorum. Her vıklamasına yanına koşmuyorum. (O vıklamalar ağlamaya dönüşmüyor her seferinde, bebek uyumaya devam ediyor aslında. )Eminim birinci çocukta her anne bunları yapıyordur. Ya da benim gibi pimpirikli her anne.
Çocuk sahibi olduktan sonra herşeye yetişeceğim dürtüsü bende kayboldu. İki çocuklu bir kadının evi dağınık olabilir, akşam yemeğinde ailece kahvaltı da yapılabilir, misafir gelecekse çarşıdan ikram etmeye hazır birşeyler alınabilir, sinemaya gelen filmler kaçırılabilir, arkadaşlarla uzun süre görüşülmeyebilir, yılsonu indirimleri kaçırılabilir, yeni açılan bir yer sonra denenebilir...
Peki bu liste uzarken nasıl oluyor da ben mutlu oluyorum? İşin sırrı o iki çift gözün bana ışıl ışıl bakmasında, postumu yazmaya çalışırken Mert in tepemden inmeyişinde, Yiğit in yatarken başını ve omuzlarını neredeyse belden yukarısını kaldırarak beni kucağına al diyen bakışlarında, Mert in anne heni kok heviyoyum deyişinde, Yiğit in gaz çıkardığındaki benim rahatlayışımda, Mert in evin içinde ben abiyim diyerek horoz gibi gezişinde, yemek yaparken Mert in sandalyeyi tezgaha çekip anne ben asçı oldum deyişinde, Mert in bir iş becerdiyse gözlerinin içinin muzur muzur gülüşünde, Yiğit in banyo yaparken yıkanmamak için direnişinde; minik elleriyle küvetinin kenarını sımsıkı tutuşunda, pazar sabahları beraberce hazırladığımız geniş kahvaltılarımızda, Mert in akşamları babasıyla salonun ortasında boğuşmasında, gecenin bir yarısında anneeedim bana bibevonda hüt yapar mısın seslenişinde, sabahları yanıma koşup yorgan maceraları oynayalım mı deyişinde.... ve bu liste diğerinden daha uzun olarak uzayıp gidiyor.
Uzun lafın kısası çocuklu ve mutluyum. Şükürler olsun bu günümüze.






